Düzgün insan sayısı bir elin parmak sayısının 5’te 3’ü kadar etmez oldu. Bu yüzden yalnızlık mükemmel bir şey. Zira bu kadar gerizekalı insana tahammül edecek sabrım kalmadı.

/

Sevgilisi varken, özellikle buradan bi sevgilisi varken pornografik kadın fotoğrafları rebloglayan erkek gavattır.

O fotoğrafları reblog etmesine rağmen o herifle çıkmaya devam eden kız da gerizekalının önde gidenidir.

Itirazı olan?

Teşekküer.

/

O bahsi geçen 3 tanrı gerçek olsa bile üçünün bir araya gelmesi mümkün değil.

Bi tanesi şimşek atıyo, diğeri deprem yaratıyo, öbürü de ölülere hükmediyor.

Çıkacak kavgayı düşünsenize :d

/
saltadam     bizgeldik  

Yunan Mitolojisinde, 3 Tanrı Zeus, Poseidon ve Hades insanları yaratma aşamasında tartışmaya tutuşurlar, Konu mutluluğu nereye koyalım ki İnsanoğlu onu bulamasın. Hades en yüksek dağın en yüksek noktasına demiş, Poseidon en derin okyanusun en derin noktasına diye cevap vermiş. Zeus bir mühlet düşündükten sonra, ”İnsanın kendi yüreğine koyalım. Nasıl olsa oraya bakmak kimsenin aklına gelmez.”

götten uydurma tanrıların, götten uydurma hikayeleri

bizgeldik
/
saltadam     isilhakli  

İstanbullu vs. İzmirli

isilhakli:

Çeşme artık İzmir halkının mekanı değil. Hiç bir İzmirli daracık, milletin geçerken masalarına çarptığı sokaklarda oturup Blush’ın şişesine 225TL vermez. İzmirliler Blush içmez bir kere. İçenler 25-30 yaş arasındaki İzmirliler. 40 yaşın üstündekiler içmez. İzmirli dediğin zaten Karşıyaka’daki 250 metrekare evinin geniş terasında kurar rakı sofrasını takılır orada.

Alaçatı bugün Alaçatı ise sebebi sensin İstanbul.

Ben İzmirli değilim, İstanbul’da yaşayan bir Ankaralıyım. 95 yılından beri Çeşme’ye gidiyorum yazlığa. O yüzden iki tarafı da uzaktan izledim ben.

Çeşme’de Murat Dalkılıç’ın sahne aldığı günleri bilirim ben. O zaman daha gençti, albüm falan yoktu. Burnu böyle değildi daha büyüktü. Gözümün önünde afişi, sadece ‘MURAT’ yazardı. Murat gibi Çeşme’de burnunu yaptırdı. Murat gibi Çeşme’de soyadını kullanmaya başladı. Resmileşti, dikkat et İstanbul’da herkesi soyadıyla anlatırsın herkese. İstanbul’da birden fazla Murat tanırsın çünkü, üstelik her tanıdığın Murat seni tanımaz bile bazen. İşte İzmir ile İstanbul’un farkı burada başlar.

Alaçatı bildiğin ahırdı eskiden. Şimdi hani içine girince ‘Ambiyans çok güzel yaaa, bir de beni tek çek’ diyorsun ya, ha işte orası ahırdı.. Tavanda asılı bakır tava, güveçler falan da yaşlı teyzelerin evinden alınma hep.

Neyse, Alaçatı’nın o bilindik sokağını unut. Orası pert artık. İlerde kaza olmuş gibi bekliyorsun.

Bu sezon ‘Pos makinesi alabilir miyim’ diyeceğimiz yer. HACI MEMİŞ.

Alaçatı’nın arka sokaklarından biri. Bilimum İstanbul mekanları var. Masalar kalabalık. Her masada zeytinyağlı enginar falan var, bildin dimi konsepti… Hepsinin anası yapıyor o yemekleri aslında. Şişe şaraplar var. Blush tabi…

Hatunlar yanmış… Kumsal yanığı değil, kumsalda yananlar Alaçatı’nın o ana sokağında… Bunlar solaryum yanığı, ya da tekne yanığı çünkü başka türlü o kadar eşit yanamazsın. Suada’nın havuzunda hazirandan beri yattıkları için yanmışlar…

Adamlar tiril tiril gömlekleriyle ya da Ted Baker t-shirtleriyle takılıyorlar. H&M’de var aralarda da hani göze batmıyor okadar.  Kadınlardan bahsetmiyorum bile…

Ama işin özü ne biliyor musun, kafaları rahat. Bebek’ten kira geliyor çoğuna belli rahat yani… Maillerde hep cc’deler. Bildin dimi o cc ağırlığını… Yüzlerinde o huzur var.

İstanbulda yaşayan P&G, Pfizer, Unilever direktörler bir masada, yan masada MT’ler var… MT’lerin babası İzmirli abi, zenginler…Direktörlerle aynı yerde oturuyor üç günlük bebeler… Y kuşağı işte, biz yani.  O beğenmediğimiz direktörler, sunumdaki her bir rakamı tek tek bilen kök söktüren o direktörler, İstanbul’da en başta baya zorluk çekmişti halbuki… Emek var o Blush’ın her bir kadehinde.

Neyse, Haci Memiş’ten ana sokağa doğru çıktıkça, penyelerin fiyatları düşüyor… Arnavut kaldırımda topuklular göze çarpıyor. Blush yerini sakızlı türk kahvesine bırakıyor. Zeytinyağlılar yerine sakızlı kurabiye yenmeye başlanıyor. Yani diyorum ki Alaçatı’nın içinde bile segmentlere ayrılmışız. Aynı bileklik, bi sokak yukarda 12TL, bir arka sokakta 65TL. Ece Sükan vintage…

Hepsi İstanbullu…

İzmirliler vermez o kadar para açık havaya, zaten onlar hep açık hava. Cam hep açık onlarda. Dikkat et 34 plakaların hepsinin camları kapalıdır, Çeşme’de 35’ler camı açar. Klimalı araba alamadıklarından değil, en iyisini alırlar ama dertleri özgür ruh. Hepsi birer Özgür Willy.

İzmir halkı bu kadar hengame sevmez. İzmirli adama rakısını ver balığını ver yeter. Daraltma adamı, ara sokaklara sokma, trafiğe sokma, park yeri düşünmesin, telefonu hep çalmasın… İstanbul bu yüzden sevilmiyor İzmirliler tarafından. Rahat olmaları lazım onların. Bak İstanbul’da yaşayan İzmirlilerden bahsetmiyorum. İzmir cost utc’den bahsediyorum.

İstanbullular öyle değildir ama hep farklı bir yer ararlar, düzeni bozmak isterler.

Ahtapot Carpaccio yemek için buradan kalkıp 50 km öteye giderler. İzmirli adam gitmez. Alıştığı balıkçıya gider. Ahtapotu bildiği gibi yer. İstanbullu çaba sarfeder, İzmirli önüne ister.

Ya İzmir Starbucks’ın tutmadığı tek yer dünyada ya ötesi var mı? Starbucks’ın zarar ettiği tek şehir olabilir bence. Şimdi onlar bunu burdan alıp milliyetçiliğe bağlarlar ama alakası yok, tamamen gebeşlikten. Adamlar kendilerini üzmüyorlar. Starbucks dediğinin olayı, işe gitmeden önce falan kahve almak yani hani hareket halindeyken de kahve içmek… Adamlar zaten işe 10’da gidiyorlar. İzmir’de büyük şirket mi var %80’i kendi işini yapıyor zaten. Niye acele acele içsin kahvesini adam? Cuma akşamı 3’te otobana çıkıp Çeşme’ye gidecek zaten. İstanbullu gibi Cuma günü yarım saat önce çıkmayı 2 hafta önceden planlayıp zorla kuaföre gitmiyorlar.

İzmirli bilmez Long Weekend için 476 TL uçak bileti vermenin ne demek olduğunu.

Kısacası; İzmirli kendini sever, İstanbullu sevilmek ister.

Tatil biraz da bizi kimsenin tanımaması, bizim kimseyi tanımamamızdır aslında ama İstanbullu ister ki herkes bizi tanısın biz herkesi tanıyalım.

Her ikisini de seviyoruz.

isilhakli
/

Arka balkonun karanlığında mutsuzluğum, yalnızlığım ve elimde telefonum ile birlikteyim. Yıldızlar dem çekiyor baş ucumda, Attila İlhan şiirleri misali. Insan kendiyle başbaşa kalınca daha iyi anlıyor çaresizliğini. Hiç bir şey düzelmeyecekmiş gibi geliyor, -umarım öyle olmaz- ama hiç de umudum kalmadı hiçbir şeyden. Nasıl olsa ne istesem olmuyor. Hiç bir şeye heyecanım kalmadı, yok.. Yaşım 24. Bu kadar erken tükenmeyi hiç istemezdim.

/